Polis ile yalnız konuşmak istemiş, Hakan'a O'nu dışarda beklemesini söylemişti. Hakan bu durumdan hiç hoşlanmadı. "Bir an önce bana açıklama yapmanı bekliyorum" diyerek arabanın başına döndü. Elif durumu polise anlatıp oradan ayrılmak üzere dışarıya çıktı.
Eşini kaybetmiş bir kadının başka şeylerle uğraşması gerekirken, ben nelerle uğraşmak zorunda kaldım diye kafasından geçirdi.
Elif, Hakan'a "Konuşmamız lazım sakin bir yere gidip kahve içelim." diyince Hakan biraz sinirli bir şekilde arabasına bindi ve hızla kontağı çevirip yola çıktı. Söylenip duruyordu. Elif ise kafasını toplamaya çalışıyorlardı. Bir kafenin önünde durdular. İçeri girip birer kahve söylediler. Hakan artık sabrının sonuna gelmişti. Elif'e karşı ters bir konuşma yapmak istemese de artık yeter diyordu.
Elif derin bir nefes aldı. "Bundan bir ay kadar önce Kaan bana Handan'dan söz etti. Daha doğrusu bu kişinin kendisini nasıl arayıp bulduğunu ve kardeş olduğunuzu iddia ettiğini" söyledi. Gözleri Hakan'ın gözleri ile buluştu. Bu gözlerde büyük bir şaşkınlık vardı. Hakan "saçmalama olmaz öyle şey" diye terslendi. Bu kadarı da fazla diye düşündü. Ne gün ama, şaka gibi. Daha doğrusu kabus gibi." Sabah kalkıyorsun, kardeşinin öldüğünü öğreniyorsun. Bu yetmiyor, bir kardeşin daha olduğunu öğreniyorsun. Bu da yetmiyor. O'nun da öldüğünü öğreniyorsun."...diyince Elif konuşmasına devam etti. "Önceleri Hakan'da inanmadı. Bir iki defa daha buluşup konuştular sanırım. Ama Kaan artık inanmış gibiydi. Bana belki İzmir'e giderken uğrarım. Belli mi olur belki dönüşte seni yeni kardeşimle tanıştırırım demişti." diye devam etti. Hakan hala inanmaz gözlerle Elif'e bakıyordu. Yengesi ne anlatıyordu böyle. Kaan bunu niye saklamıştı. Niye kendisine de anlatmamıştı. Kafası karma karışık oldu. Elif, Handan'ın Kaan'ı bulma öyküsünü tüm detaylarıyla anlattı. Hakan şaşkın, bir o kadar da kızgın ve üzgündü. Daha bulamamışken kardeşini yeniden kaybetmişti. Uzun uzun Handan hakkında bilmeden de olsa fikir yürütüp durdular. Görmemişlerdi, tanımamışlardı. Ama bir parçalarının daha koptuğunu hissttiler.
Hakan iki kardeşini birden, Elif ise eşiyle ve görümcesini kaybetmişti. Cenaze katılanlar için çok üzücü ve şaşırtıcı geçmişti.
Cenazeden bir süre sonra Handan'ın büyüdüğü yere Elif ve Hakan beraber gitti. Hakan sadece bu dünyada kardeşi ve kendisi kaldığını düşünür ve her şeyini Onunla paylaşırdı. Bilseydi Handan adlı çok güzel bir kardeşi olduğunu kim bilir hayatları belki daha farklı olurdu.
Babası, Hakan ve Kaan çok küçükken evini terk etmişti. Annesi ise çocuklara bakabilmekte çok zorlanıyordu. Yeniden evlendi. İstanbul'a yerleştiler. Kısa bir süre sonra hastalanıp vefaat edince üvey babalarıyla çocuklar yalnız kalmıştı. Onlara kendi babaları gibi de baktı. Bu arada öz babaları da Hakan ve Kaan'ı arıyordu. O da evlenmişti. Handan isimli bir kızı olmuştu. Handan'a abilerini hep anlatırdı. Onları terk edip gitmek zorunda kaldığını, fakat kısa sürede toparlanıp yeniden çocuklarını aradığını, eski eşinin yeniden evlenip uzaklara taşındığını ve bir süre sonra da vefaat ettiğini öğrendiğini, sonrada izlerini tamamen kaybettiğini hep Handan'a ağlayarak anlattı. Ölürken de abilerini bulmasını ve O'nu affetmelerini istediğini söylemişti.
Handan da böylelikle abilerini bulmaya çalıştı. Bir bakıma başardı da ... Bir abisini hiç tanımasa da diğer abisiyle tanışıp bitmek bilmeyen bir yolculuğa bile çıktı.
Hakan, dönüşte Elif'i eve bırakırken "Kim bilir belki Handan abimi babamla buluşturmuştur" diyip vedalaştı.