28 Ekim 2011 Cuma

Yağmurlu Bir Sabah (Bölüm 2)

Elif oturdğu yerden yavaşça kalktı. Hakan şimdi gelir diye düşündü. Üzerine montunu giydi. Çantasını aldı. Kapıda Hakan'ı beklemeye başladı. Hakan gelince o da arabaya bindi ve hızla yola çıktılar. Konuşamıyorlardı. Sorular kafalarında uçuşuyordu. Ama ses haline dönüşemiyordu. Sanki dakikalar geçmiyor, yerinde sayıyordu. Aslında gün akşam olmuştu bile. Gidecekleri yere artık az kalmıştı. Hakan sonunda "geldik artık" diyebildi. Elif oturduğu koltukta doğruldu. Kocasını merak ediyordu. Ölmüştü. Yani polis öyle demişti. Acaba ölmeden önce ne düşünüyordu? Yanında ki o genç bayan kimdi? Ne konuşuyorlardı? Kimbilir belki hiç öğrenemeyecekti. Bu nasıl bir gündü? Yağmur yağmıştı. Hafif bir esinti vardı. İçi ürperdi.Araba park ederken bir tuhaf his kapladı tüm bedenini.
Aradan bir kaç dakika geçtikten sonra konuyla ilgilenen polisi buldular. Polis memuru onları bir odaya götürüp oturmalarını söyledi. Sessizce söylenenleri yaptılar.
Polis Elif'e dönüp "Eşinizin arabası yola dökülen mıcır nedeniyle kontrolden çıkmış ve karşı istikamete geçip diğer yönden gelen araba ile çarpışmış. Diğer arabadaki yaralının durumu iyiye gidiyor" diye anlatmaya başlamış. Sonra da evraklara şöyle bir bakıp tekrar Elif'e döndü. "Acaba eşinizin yanındaki bayanı tanıyormuydunuz?" diye sordu.
Elif gözlerinden akan yaşlara hakim olamadan kafasını sallayarak "hayır" diyebildi. Bunun üzerine polis "Sanırım bayan 20 - 25 yaşlarında, kumral, açık kestane saçlı, yeşil gözlü, biraz eşinize de benziyor aslında" diyince Elif gözlerini faltaşı gibi açılmış bir şekilde Hakan'a dönüp şaşkınlıkla bakakaldı.

27 Ekim 2011 Perşembe

Yağmurlu Bir Sabah

Elif uzun uzun baktı arkasından. İnanası yoktu. Şaşkınlığı çoktu. Hani daha dün değilmiydi masada ki neşeli konuşmalar. Daha dün değilmiydi yapılan planlar. Sanki sesini çıkaramıyordu. Bağırsa kendi bile duyamayacaktı. Mıhlanmış gibi kapıdan ayrılamıyordu. İstese de adım atamıyordu. "Ne yapacağım şimdi" diye düşündü... Ama kafasının içi bomboştu. Ne düşünebiliyordu. Ne de hareket edebiliyordu. Sonunda yavaşça arkasını döndü. Eve doğru yöneldi ve kapıyı arkasından kapattı. Bir süre orda bekledi. Peşinden telefon etmesi gerektiğini düşünüp yukarı doğru yavaşça çıktı. Bir süre elinde telefonu bekledi, derin bir nefes aldı. Sonra
Hakan'ın numarasını çevirdi. Ne diyeceğini bilmiyordu. Hakan telefonu açıp
-"Naber Elif" dedi...
Elif bir türlü sesini çıkaramıyordu....
Hakan bir şeylerin ters gittiğini anlamış ve "Ne oldu" diye soruyordu devamlı.
Sonunda Elif
-"Kaan" diyebildi. Artık çığlık çığlığa ağlamaya başlamıştı. Durduramıyordu kendini. Derin bir nefes almasını söyleyen Hakan'ı dinledi. Bir kaç kez derin nefes aldı.
-"Bu sabah Kaan İzmir'e gitmek için yola çıkmıştı. Yeni mallar alacaktı dükkana. Az önce 2 polis geldi. Telefonla bana ulaşamayınca eve gelmişler. Kaan İzmir'e 10 km kala kaza yapmış. Bir araçla çarpışmış."
Bu sefer Hakan'ın sesi çıkmıyordu. Olamazdı. Abisi iyi araba kullanırdı. Kesin yanlışlık vardır diye söyleniyordu içinden.
Elif devam etti
-"Diğer araçtakilerden biri ölü diğeri yaralı. Kaan'ın arabasında ise biri daha varmış. Kimliği belirsizmiş. Bir kadınmış. İkisi de ölmüş."
Hakan hemen O'nu alacağını söyleyip telefonu kapattı.
Elif öylece oturmaya devam etti...

Bir Küçücük Hikayecik!

Merhaba,
Sevgili melek dostlarım,
Bu bloğu hazırlamayı çok uzun zamandır düşünüyordum. Ama bir türlü başlayamadım.
Bilenler beni bilir. Bilmiyenlere kısaca kendimi tanıtayım...
11 yaşında Mertcan ve 3 yaşında Arda Mete isimli iki tırtılı olan mutlu bir kelebeğim.
Kitap okumayı, şiir yazmayı, örgü örmeyi, takı yapmayı, çalışmayı ve yine çalışıp kendi paramı kazanmayı ve de tabiki oğullarını çok seven bir anneyim.
Bir süredir aklımda minik hikayeler yazmak vardı. Şimdi de bir küçücük hikayecik diye başlasam. Acaba beğenirmisiniz?