4 Kasım 2011 Cuma

Yağmurlu Bir Sabah (Bölüm 4)

Elif ile Hakan polis memurunun ardından morga tekrar girdiler. Bu sefer kazada ölen bayanı göreceklerdi. Elif'in kalbi hızla atmaya başladı. Bir yandan eşini kaybetmiş olmanın üzüntüsü ve diğer yandan ..... Düşünemiyordu. Eli ayağı buz gibi olmuştu. O suratını örten örtüyü kaldırdıklarında Elif bembeyaz kesildi. Ne yapacağını bilemiyordu. Ağzını açıp bir şeyler söyleyecek ama ne söyleyeceğini bilmiyordu. Polis memuruna doğru dönüp "Tanıyorum, yani tanımıyorum. Bir kez resmini görmüştüm. İsmi Handan Peköz." Polis bir anlam veremedi. Hakan şaşkın şaşkın Elif'e bakıyor, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Elif çıkmak için kapıya yöneldi. Hakan'a dönüp "Bunu sana Kaan anlatmak isterdi. Ama , ama..." Konuşamıyordu. Kelimeler boğazına takılıyordu. Odadan çıkınca bir bardak su istedi. Hakan'a tüm bildiklerini anlatmalıydı. Ama bu konu nasıl onun omuzlarına yük olmuştu. Kaç defa Kaan'a söylemiş, Hakan'a anlatması gerektiğini belirtmişti. Kaan ise tam emin olmadan kardeşime bunu nasıl anlatabilirim diye çıkışmıştı. Şimdi ise anlatamadan gitmişti. Bir de bu sırrı yanında götürmüştü. Aslında artık sırrın açıklanma vakti gelmişti. Üstelik bunu ne yazık ki hiç istemese de Elif yapmak zorundaydı.
Polis ile yalnız konuşmak istemiş, Hakan'a O'nu dışarda beklemesini söylemişti. Hakan bu durumdan hiç hoşlanmadı. "Bir an önce bana açıklama yapmanı bekliyorum" diyerek arabanın başına döndü. Elif durumu polise anlatıp oradan ayrılmak üzere dışarıya çıktı.
Eşini kaybetmiş bir kadının başka şeylerle uğraşması gerekirken, ben nelerle uğraşmak zorunda kaldım diye kafasından geçirdi.
Elif, Hakan'a "Konuşmamız lazım sakin bir yere gidip kahve içelim." diyince Hakan biraz sinirli bir şekilde arabasına bindi ve hızla kontağı çevirip yola çıktı. Söylenip duruyordu. Elif ise kafasını toplamaya çalışıyorlardı. Bir kafenin önünde durdular. İçeri girip birer kahve söylediler. Hakan artık sabrının sonuna gelmişti. Elif'e karşı ters bir konuşma yapmak istemese de artık yeter diyordu.
Elif derin bir nefes aldı. "Bundan bir ay kadar önce Kaan bana Handan'dan söz etti. Daha doğrusu bu kişinin kendisini nasıl arayıp bulduğunu ve kardeş olduğunuzu iddia ettiğini" söyledi. Gözleri Hakan'ın gözleri ile buluştu. Bu gözlerde büyük bir şaşkınlık vardı. Hakan "saçmalama olmaz öyle şey" diye terslendi. Bu kadarı da fazla diye düşündü. Ne gün ama, şaka gibi. Daha doğrusu kabus gibi." Sabah kalkıyorsun, kardeşinin öldüğünü öğreniyorsun. Bu yetmiyor, bir kardeşin daha olduğunu öğreniyorsun. Bu da yetmiyor. O'nun da öldüğünü öğreniyorsun."...diyince Elif konuşmasına devam etti. "Önceleri Hakan'da inanmadı. Bir iki defa daha buluşup konuştular sanırım. Ama Kaan artık inanmış gibiydi. Bana belki İzmir'e giderken uğrarım. Belli mi olur belki dönüşte seni yeni kardeşimle tanıştırırım demişti." diye devam etti. Hakan hala inanmaz gözlerle Elif'e bakıyordu. Yengesi ne anlatıyordu böyle. Kaan bunu niye saklamıştı. Niye kendisine de anlatmamıştı. Kafası karma karışık oldu. Elif, Handan'ın Kaan'ı bulma öyküsünü tüm detaylarıyla anlattı. Hakan şaşkın, bir o kadar da kızgın ve üzgündü. Daha bulamamışken kardeşini yeniden kaybetmişti. Uzun uzun Handan hakkında bilmeden de olsa fikir yürütüp durdular. Görmemişlerdi, tanımamışlardı. Ama bir parçalarının daha koptuğunu hissttiler.
Hakan iki kardeşini birden, Elif ise eşiyle ve görümcesini kaybetmişti. Cenaze katılanlar için çok üzücü ve şaşırtıcı geçmişti.
Cenazeden bir süre sonra Handan'ın büyüdüğü yere Elif ve Hakan beraber gitti. Hakan sadece bu dünyada kardeşi ve kendisi kaldığını düşünür ve her şeyini Onunla paylaşırdı. Bilseydi Handan adlı çok güzel bir kardeşi olduğunu kim bilir hayatları belki daha farklı olurdu.
Babası, Hakan ve Kaan çok küçükken evini terk etmişti. Annesi ise çocuklara bakabilmekte çok zorlanıyordu. Yeniden evlendi. İstanbul'a yerleştiler. Kısa bir süre sonra hastalanıp vefaat edince üvey babalarıyla çocuklar yalnız kalmıştı. Onlara kendi babaları gibi de baktı. Bu arada öz babaları da Hakan ve Kaan'ı arıyordu. O da evlenmişti. Handan isimli bir kızı olmuştu. Handan'a abilerini hep anlatırdı. Onları terk edip gitmek zorunda kaldığını, fakat kısa sürede toparlanıp yeniden çocuklarını aradığını, eski eşinin yeniden evlenip uzaklara taşındığını ve bir süre sonra da vefaat ettiğini öğrendiğini, sonrada izlerini tamamen kaybettiğini hep Handan'a ağlayarak anlattı. Ölürken de abilerini bulmasını ve O'nu affetmelerini istediğini söylemişti.
Handan da böylelikle abilerini bulmaya çalıştı. Bir bakıma başardı da ... Bir abisini hiç tanımasa da diğer abisiyle tanışıp bitmek bilmeyen bir yolculuğa bile çıktı.
Hakan, dönüşte Elif'i eve bırakırken "Kim bilir belki Handan abimi babamla buluşturmuştur" diyip vedalaştı.

1 Kasım 2011 Salı

Yağmurlu Bir Sabah (Bölüm 3)

Hakan Elif'in suratındaki şaşkın ifadeye bir anlam veremiyordu. Neden böyle allak bullak olmuştu. Konuşmasını bekledi. Elif bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra tekrar polis memuruna döndü. "Yok tanımıyorum, ama morgda eşimi teşhis için girdiğimde O'nu da görmek isterim. Belki bir yardımım olabilir"... Polis bir an durdu ve Elif'e "Olabilir" dedi. Ama garip bir şekilde bu kadının ölen kadını tanıyor olacağı hissine kapıldı. Zaten yapacak bir şey de yoktu. Ölen bayanın üzerinden bir kimlik çıkmamıştı. O nedenle Elif'in bu önerisini kabul etmekten başka çaresi yoktu. Kimliğini belirlemek için belki bir ipucu yakalayabilirdi.
Elif ve Hakan'a yolu göstermek için ayağa kalktı. 1 saat kadar sonra morga varmışlardı. Hakan Elif'in huzursuzluğunu hissetmiş ama Kaan yüzünden olduğunu sanmıştı. Ölen kadınla ilgili bir iki soru sordu. Fakat Elif'in konuşacak durumda olmadığını da görüyordu. Fazla ısrar edemedi. Kendisi de hiç iyi sayılmazdı aslında. Çok kötü bir gün geçiriyorlardı. Az sonra Elif ve Hakan'ı morga içeri aldılar. Kaan'ı teşhis etmek sandıkları kadar kolay olmadı. Aslında O çıkmayacak diye düşünmüştü ikiside. Yani yanlış bir bilgi vermiş olabilirlerdi. Hani filmlerde falan olurdu ya. Herkes o morgta yatanın kendi yakını olmadığını görür ve sevinçle birbirlerine sarılırlar ya. Ama olmadı. İşte orda öylece yatıyordu. Yüzünde bir iki çizik vardı. Kıyafetleri kanlıydı. Elif artık ayakta durmakta zorlanıyordu. Hakan da hiç ondan aşağı kalacak durumda değildi. Ama metin olması gerektiğini biliyordu. Elif'i sıkıca tuttu. Az sonra ikisi de birbirine sarılmış ağlıyorlardı. Polis az ilerde sakinleşmeleri için bekledi. Kolay olmadığını biliyordu. Ama artık alışmıştı bu görüntülere. Yavaşça yanlarına yaklaşıp "İyimisiniz?" diye sordu. Birinci prosedür halolmuştu. Ama ikinci defa morga girip bu sefer ölen bayanı göreceklerdi. Elif Hazır olduğunu belirtti. Hakan'ın elini sıkıca tuttu. Yardıma desteğe ihtiyacı vardı. Eğer düşündüğü kişiyse o zaman işi biraz zor olacaktı. Bunu Hakan'a nasıl anlatacağını bilemiyordu.

28 Ekim 2011 Cuma

Yağmurlu Bir Sabah (Bölüm 2)

Elif oturdğu yerden yavaşça kalktı. Hakan şimdi gelir diye düşündü. Üzerine montunu giydi. Çantasını aldı. Kapıda Hakan'ı beklemeye başladı. Hakan gelince o da arabaya bindi ve hızla yola çıktılar. Konuşamıyorlardı. Sorular kafalarında uçuşuyordu. Ama ses haline dönüşemiyordu. Sanki dakikalar geçmiyor, yerinde sayıyordu. Aslında gün akşam olmuştu bile. Gidecekleri yere artık az kalmıştı. Hakan sonunda "geldik artık" diyebildi. Elif oturduğu koltukta doğruldu. Kocasını merak ediyordu. Ölmüştü. Yani polis öyle demişti. Acaba ölmeden önce ne düşünüyordu? Yanında ki o genç bayan kimdi? Ne konuşuyorlardı? Kimbilir belki hiç öğrenemeyecekti. Bu nasıl bir gündü? Yağmur yağmıştı. Hafif bir esinti vardı. İçi ürperdi.Araba park ederken bir tuhaf his kapladı tüm bedenini.
Aradan bir kaç dakika geçtikten sonra konuyla ilgilenen polisi buldular. Polis memuru onları bir odaya götürüp oturmalarını söyledi. Sessizce söylenenleri yaptılar.
Polis Elif'e dönüp "Eşinizin arabası yola dökülen mıcır nedeniyle kontrolden çıkmış ve karşı istikamete geçip diğer yönden gelen araba ile çarpışmış. Diğer arabadaki yaralının durumu iyiye gidiyor" diye anlatmaya başlamış. Sonra da evraklara şöyle bir bakıp tekrar Elif'e döndü. "Acaba eşinizin yanındaki bayanı tanıyormuydunuz?" diye sordu.
Elif gözlerinden akan yaşlara hakim olamadan kafasını sallayarak "hayır" diyebildi. Bunun üzerine polis "Sanırım bayan 20 - 25 yaşlarında, kumral, açık kestane saçlı, yeşil gözlü, biraz eşinize de benziyor aslında" diyince Elif gözlerini faltaşı gibi açılmış bir şekilde Hakan'a dönüp şaşkınlıkla bakakaldı.

27 Ekim 2011 Perşembe

Yağmurlu Bir Sabah

Elif uzun uzun baktı arkasından. İnanası yoktu. Şaşkınlığı çoktu. Hani daha dün değilmiydi masada ki neşeli konuşmalar. Daha dün değilmiydi yapılan planlar. Sanki sesini çıkaramıyordu. Bağırsa kendi bile duyamayacaktı. Mıhlanmış gibi kapıdan ayrılamıyordu. İstese de adım atamıyordu. "Ne yapacağım şimdi" diye düşündü... Ama kafasının içi bomboştu. Ne düşünebiliyordu. Ne de hareket edebiliyordu. Sonunda yavaşça arkasını döndü. Eve doğru yöneldi ve kapıyı arkasından kapattı. Bir süre orda bekledi. Peşinden telefon etmesi gerektiğini düşünüp yukarı doğru yavaşça çıktı. Bir süre elinde telefonu bekledi, derin bir nefes aldı. Sonra
Hakan'ın numarasını çevirdi. Ne diyeceğini bilmiyordu. Hakan telefonu açıp
-"Naber Elif" dedi...
Elif bir türlü sesini çıkaramıyordu....
Hakan bir şeylerin ters gittiğini anlamış ve "Ne oldu" diye soruyordu devamlı.
Sonunda Elif
-"Kaan" diyebildi. Artık çığlık çığlığa ağlamaya başlamıştı. Durduramıyordu kendini. Derin bir nefes almasını söyleyen Hakan'ı dinledi. Bir kaç kez derin nefes aldı.
-"Bu sabah Kaan İzmir'e gitmek için yola çıkmıştı. Yeni mallar alacaktı dükkana. Az önce 2 polis geldi. Telefonla bana ulaşamayınca eve gelmişler. Kaan İzmir'e 10 km kala kaza yapmış. Bir araçla çarpışmış."
Bu sefer Hakan'ın sesi çıkmıyordu. Olamazdı. Abisi iyi araba kullanırdı. Kesin yanlışlık vardır diye söyleniyordu içinden.
Elif devam etti
-"Diğer araçtakilerden biri ölü diğeri yaralı. Kaan'ın arabasında ise biri daha varmış. Kimliği belirsizmiş. Bir kadınmış. İkisi de ölmüş."
Hakan hemen O'nu alacağını söyleyip telefonu kapattı.
Elif öylece oturmaya devam etti...

Bir Küçücük Hikayecik!

Merhaba,
Sevgili melek dostlarım,
Bu bloğu hazırlamayı çok uzun zamandır düşünüyordum. Ama bir türlü başlayamadım.
Bilenler beni bilir. Bilmiyenlere kısaca kendimi tanıtayım...
11 yaşında Mertcan ve 3 yaşında Arda Mete isimli iki tırtılı olan mutlu bir kelebeğim.
Kitap okumayı, şiir yazmayı, örgü örmeyi, takı yapmayı, çalışmayı ve yine çalışıp kendi paramı kazanmayı ve de tabiki oğullarını çok seven bir anneyim.
Bir süredir aklımda minik hikayeler yazmak vardı. Şimdi de bir küçücük hikayecik diye başlasam. Acaba beğenirmisiniz?